Cumhuriyet Türk Milleti’nin Özüdür!
Haber
28 Ekim 2026 - Çarşamba 02:43 Bu haber 957 kez okundu
 
Cumhuriyet Türk Milleti’nin Özüdür!
Ozan Utku Arıcan
Manşet Haberi
    Cumhuriyet Türk Milleti’nin Özüdür!

    Cumhuriyet Türk Milleti’nin Özüdür!

 

 

Osmanlı’da rejim tartışmaları Yeni Osmanlılar ile başlamıştı.  Hatta Montesquieu’nun  Rebuplicain kavramına karşılık Arapçadan Cumhuriyet kavramı  yerine bulunmuştu.  Dönemin aydınları ve devlet adamları kendilerine daha çok meşruti monarşiye yakın görüyorlar, Cumhuriyetin ülkeyi böleceğini dahi düşünüyorlardı.  Elbette bu yıllarda genç subayları en çok etkileyen kişiler de onlardı. Mustafa Kemal ve arkadaşları Namık Kemal’i sıkı takip ederdi. Şiirlerini ezberler, yazar, birbirlerine okurlardı.  O dönemin gençliği ülke sorunlarını yakından takip ederek, eleştirel şekilde yaklaşan, ateşli bir gençlikti.  Öyle ki zaten çoğu fişlenmiş, takibata alınmıştı. Fişlenme tabiri o yıllardan günümüze kadar geldi.

 

Mustafa Kemal’in Cumhuriyete yönelmesinde rejim tartışmaları ve batılı siyasal fikirlerin çok büyük bir etkisi var. Bunu, okuduğu ve etkilendiği Fransız düşünürlerden yola çıkarak da kolayca anlamak mümkün. Onun en büyük farkı, demokratik süreci ve aydınlanmayı, çok daha iyi analiz edip Osmanlı gerçeğini çok iyi görmesinden geliyordu. Bunu ilk Şam görevinde, Selanik’te arkadaş sohbetlerinde bile görüp anlayabiliriz. Sonraki yıllarda dahi çoğu kişi kendisine hayalperest gözüyle bakmıştır.

 

Onlar böyle bakarken o çok daha farklı düşünüyordu;

 

“Bu hanedandan ülkeye hayır yoktur. Diktatörlük, ulusları mutlu ve gönençli kılmaz. Devletin esasını Cumhuriyet ilkelerine göre hazırlamak gerekir.” (Atatürk’ten anılar, 26) – Kazım Özalp Atatürk Sofya’ya gitmeden hemen önce aktarıyor. 1914.

 

Sadece Mustafa Kemal mi Cumhuriyetçiydi, hayır! Enver Paşa’nın da Cumhuriyet rejimine geçmek istediği söylenir.  Şu çok iyi bilinmeli ki Osmanlılar batıyı yakından takip etmişler ve bir çok konuyu inceleyip tartışmışlar. Örneğin Latin Alfabesini kabul etmeden çok önce, Enver Paşa Enverî adı verilen yazıyı icat etmişti. Ancak bu yazı genel olarak kabul edilememiştir. Yani demem o ki her şey bir anda ortaya çıkmadı. Zaten kimse bunlara yabancı değildi. Ancak gerçekleştirebilmek, bir şeyleri kökten değiştirmek ve bunu o dönemin koşullarında yapabilmek imkânsız olarak görülüyordu. Neticede 622 sene boyunca tebaa, reaya kültürüyle var olmuş, monarşiye alışmış bir halk vardı. Hatırlayalım, Kurtuluş Savaşı sürecinde dahi saltanatı ve padişahı kurtarmak asıl meselelerden biriydi. Saltanatın kaldırılması sürecinde Atatürk’ün sert ve kararlı çıkışı etkili olmasaydı bunu o dönem için başarmak kolay bir iş değildi. Zihniyet hala aynı zihniyetti, önemli olan ortak paydada, vatanın düşman işgalinden kurtuluşunda birleşebilmekti. Ve Cumhuriyet de tam olarak bu noktada doğdu. Söz konusu vatansa gerisi teferruattır düsturu Anadolu insanının, Türk’ün birleşim noktalarından biridir.  

 

Cumhuriyetin resmi anlamda ilk ayak sesleri esasında Amasya Genelgesi’nde duyulmaya başlanmıştır. Çünkü burada açıkça meydan okuma vardır; Üçüncü madde: Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.  Ne padişah, ne hanedan, ne de bir başka devlet, ülkeyi millet kurtaracaktır. Kararı millet vermiştir, nokta.

 

Anadolu’da yanan ateşleri, tek bir çatı altında toplamaya çalışan bir lider.  İlk görevi ise Temsil Heyeti Başkanlığı olacaktı. Lakin bu yolda aşkla bağlı olduğu askerlik üniformasından vazgeçmek zorunda kalacaktı. Yokluk içerisinde ümide ve umuda doğru yapılan bir yolculuktu onların yolculuğu. O kadar ileri görüşlü bir insandı ki,  daha 7-8 Temmuz gecesi Mazhar Müfit Kansu’ya ayak üstü ‘Yaz Müfit’ demiş, ‘Zaferden sonra hükümet şekli Cumhuriyet olacaktır.’  Mazhar Müfit Bey duyduklarına şaşırır, ihtimal vermez.  Ancak o çoktan kurmaya başlamıştı. Ve İngilizler bunun farkındaydı.

 

Halk egemenliğinden yana olan Mustafa Kemal Erzurum ve Sivas kongrelerinde gelecekte varılacak hedefi çok güzel gösteriyordu, “Kuva-yı Milliye’yi amil ve irade-i Milliyeyi hakim kılmak esastır”.  Padişaha ve düşmanla işbirliği yapan hainlere, dağılan ordulara ve her şeye rağmen millet ülkeyi kanının son damlasına kadar savunacak ve karar gücü onun olacak. Yani karar gücü padişahta değil, yüz yıllar sonra halka verilecek. Bu üstü kapalı bir şekilde, ulusal egemenliğin hakim olacağını, yani Cumhuriyetin aslında o yıllardan itibaren kurulmaya başlandığını gösterir. Bu yüzden esasında Cumhuriyet 23 Nisan 1920’de zaten kurulmuştur, adı konmamıştır.  

 

28 Ekim akşamı Mustafa Kemal, bazı bakanlar ve milletvekillerini Çankaya’ya yemeğe çağırmıştı. İsmet İnönü, Fuat Bulca, Kazım Özalp, Fethi Okyar, R. Eşref Ünaydın, Kemalettin Sami ve Halid Karsıalan’dan oluşan grupla yemek yenirken Mustafa Kemal kararını açıklamıştı: “Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz.”

 

29 Ekim sabahı 10.00’da Mecliste başlayan tartışmalar 20.30’da son buldu. Anayasa değişikliğine gidildi. Saat 20.45’i gösteriyordu. Oturuma başkanlık eden İsmet Eker sonucu şöyle açıkladı: “Türkiye Cumhuriyeti Başkanlığı seçimi için yapılan oylamaya 158 kişi katılmış ve Cumhurbaşkanlığına 158 üye, oybirliği ile Ankara Milletvekili Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerini seçmişlerdir!”

 

29 Ekim 1923, Lozan Barış Antlaşması ile ülkenin tapusunun alınmasıyla beraber, Sevr’in paçavraya çevrilmesi ve Agamemnon Zırhlısı’nda Truva’nın intikamını 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması’yla alan emperyalizme en büyük tarihi cevaptır.

 

29 Ekim 1923, emperyalizme tarihi tokattır. Çünkü onlar 1. Dünya Savaşı’nda yenilen Osmanlı’yı Mondros ile işgal ederek, Sevr ile parçalamak istiyorlardı.  Şimdi ise Ekim ayında ulusal egemenlik temin edilmiş, milli irade emperyalizmi Türk topraklarından kovmayı bilmişti.

 

 

Ozan Utku Arıcan / Tarihçi-Yazar

 

 

  

 

Kaynak: Editör:
Etiketler: , , , , Cumhuriyet, Türk, Milleti’nin, Özüdür!,
Yorumlar
Haber Yazılımı